Kaşıkçı, Çay İşletmeleri Hakkında Konuştu…

Published on:  /   Son güncellenme  /   Yorum yapılmamış

MHP Hatay Milletvekili Lütfi KAŞIKÇI , Türkiye’nin önemli KİT’lerinden olan Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünün
MHP Hatay Milletvekili Lütfi KAŞIKÇI , Türkiye’nin önemli KİT’lerinden olan Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünün ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün 2011-2016 yıllarına ait bölümleriyle, raporların bu bölümlerine yapılan itirazlar ve Komisyon görüşüyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına TBMM Genel Kurulunda konuşma yaptı.

Kaşıkçı konuşmasında şunları söyledi; “Sözlerimin başında, geçtiğimiz günlerde Tel Abyad bölgesinde mayın patlaması sonucu şehit olan hemşerimiz Uzman Onbaşı Harun Çınar’a Allah’tan rahmet diliyorum.

Komisyonun ilk toplantılarında bundan sonraki komisyonlarda nasıl davranacağımıza dair bize önemli bir yol haritası olması noktasında, Sayın Genel Başkan Yardımcımız Mevlüt Karakaya Hocam bir izahatta bulunmuştu. O izahat şu şekildeydi: “Arkadaşlar, KİT Komisyonu, esas itibarıyla teknik bir komisyon yani siyasi olmaktan daha çok teknik ve vebali olan bir komisyon. Kamu kaynaklarının kullanıldığı ve sermayenin denetlendiği bir komisyon.” İşte biz bu sözlerden sonra bütün katıldığımız Komisyon toplantılarında vebali ve teknik bakış açısını bir kenara bırakmadan tüm toplantılara katılıp katkı sunmaya devam ettik.
Bugün sizlere, burada, Türkiye’nin çok önemli KİT’lerinden ikisi olan ÇAYKUR ve Devlet Hava Meydanları İşletmesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin yapılan itirazlara nasıl baktığına dair fikirlerimizi burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabii, ÇAYKUR ve Devlet Hava Meydanlarıyla ilgili yapacağım konuşmanın başında bu iki önemli kurumla ilgili öncelikle sizleri bilgilendirip, daha sonra itirazlara Milliyetçi Hareket Partisinin nasıl baktığı, hangilerini destekleyip hangilerini desteklemediği konusunda fikirlerimizi sizlerle paylaşacağım.”

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü

Doğu Karadeniz Bölgesi’nin ekonomik ve sosyal yönden kalkınması, geliştirilmesi ve göç olgusunun yarattığı sosyal problemleri azaltmak amacıyla çay tarım ve sanayi uzun yıllar devlet tarafından desteklenmiş ve teşvik edilmiştir. İlk yaş çay yaprağı hasadı ve kuru çay üretimi 1938 yılında gerçekleştirilmiştir. 1940 yılında çıkartılan 3788 sayılı Çay Kanunu’yla ülkemiz çaycılığı güvence altına alınmış ve çay bahçesi kuracaklara ruhsatname alma zorunluluğu getirilmiştir. Bu yasal gelişmenin ardından çay tarım alanları giderek genişlemiş ve üretim miktarı hızla yükselmiştir.
İlk çay fabrikası 1947 yılında, günlük 60 ton kapasiteli olarak “Rize Merkez Çay Fabrikası” adı altında işletmeye açılmıştır. Çay tarım alanlarının ve yaş çay yaprağı üretiminin artması, çay işleme fabrikalarının sayısının da giderek artmasını zorunlu kılmış, 1973 yılında kurulan yaş çay işleme fabrika sayısı 32’ye, 1985 yılında ise 45’e ulaşmıştır. 1963 yılına kadar ithalatla karşılanan iç tüketim talebi, 1963 yılından sonra yurt içi üretimle karşılanmaya başlanmıştır.
1971 yılında 1497 sayılı Çay Kurumu Kanunu yürürlüğe konulmuştur. Bu kanunla tarım, üretim ve pazarlama dâhil tüm faaliyetler Çay Kurumu Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. Kurum tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir iktisadi devlet kuruluşu olarak 1973 yılında Rize’de faaliyetlerine başlamıştır. Daha sonra Çay Kurumu, 1982 yılında çıkartılan 2929 sayılı Kanunla “Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü” adı altında faaliyetlerini devam ettirmek üzere kamu iktisadi kuruluş kapsamına dâhil edilmiştir.
Tüketiminde 1’inci olduğumuz ve aynı zamanda şiirlere, şarkılara konu olan çayın bugünlerine şöyle bir göz atalım: Ülkemizde çay tarımı Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Rize, Artvin, Trabzon, Giresun ve Ordu illerini kapsayan 778 bin dekar alan üzerinde yaklaşık 200 bin üretici aile tarafından yapılmaktadır. Bir başka deyişle, ülkemizde yaklaşık her yıl 72 bin futbol sahası büyüklüğünde alana çay ekimi yapılmaktadır.
Bu kadar geniş bir alanda yapılan çay tarımından geçen yıl itibarıyla yaklaşık 1 milyon 200 bin ton yaş çay elde edilmiştir. Tesislerde yapılan işlemlerle kurutulan çay miktarı ise 230 ile 250 bin ton aralığındadır. Vatandaşlarımız tarafından üretilen çaylar ÇAYKUR ve özel sektör tarafından alınmaktadır. Üretilen çayın tek başına yaklaşık yüzde 50’si ÇAYKUR tarafından alınmıştır.
ÇAYKUR, 46 yaş çay işleme ve 1 paketleme fabrikası, 1 pazarlama ve üretim bölge müdürlüğü, 8 pazarlama bölge müdürlüğü, bunlara bağlı 25’i ev dışı tüketim bayisi, 45’i reyon bayisi, 99’u da perakende bayisi olmak üzere 169 bayi; Anatamir Fabrikası, Atatürk Çay ve Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünden müteşekkil olup Türkiye’de çay sektörünün önemli ve en büyük lider kuruluşudur.
Çay sektörünün bu lider kurumunda 1 Kasım 2019 tarihi itibarıyla 1.285’i memur, 1.312’si daimî, 8.644’ü geçici olmak üzere toplamda 11.241 memur ve işçi personel bulunmaktadır.
ÇAYKUR sadece bir iktisadi kuruluş değildir, aynı zamanda Doğu Karadeniz Bölgesi ekonomisinin temel gelir kaynağı olan çayı bölge halkına ekmek kapısına dönüştüren bir kurumdur. Bölgenin kalkınması için son derece önemli olan ÇAYKUR’un varlığını devam ettirmesi elbette hepimiz için son derece önemlidir.
ÇAYKUR’la ilgili Komisyon toplantılarında en çok tartıştığımız konuların başında hiç şüphesiz ki ekonomik ömrünü tamamlamış yaşlı çaylıkların yenilenmesi meselesi gelmektedir. Sayıştay raporlarında da bu eksik dile getirilmektedir. Tıpkı kentsel dönüşümde olduğu gibi, yaşlı çaylıkların yenilenmesi işi, arazilerin sökülmesi, hazırlanması, gübrelenmesi ve fidan dikimine hazır hâle getirilmesi aşamalarının tek tek geçilmesiyle ancak mümkündür. ÇAYKUR bu sorunun çözümüyle ilgili bazı faaliyetlere başlamış ancak bu çalışmalarının yetersiz olduğunu da ayrıca belirtmiştir. ÇAYKUR’un da belirttiği üzere, çaylıkların yenilenmesi meselesinde karşılaşılan en önemli sorun, fidan üretimindeki yetersizliktir. Yine, sadece ÇAYKUR tarafından cüzi miktarda fidan üretimiyle çay bölgelerinin yenilenme çalışması yapılamayacaktır. Çay fidanı üretiminde muhakkak özel sektör teşvik edilmeli ve sürecin içine dâhil edilmelidir. Çaylıkların yenilenmesi sürecinde doğacak verim kayıplarının ve yapılan harcamaların devlet tarafından çiftçilerimize ödenmesi ise yine, stratejik ürün olan çayın devamı için son derece önemlidir. Çiftçilerimizden daha fazla ürünün satın almak için bankalardan kredi çekmek zorunda kalan ÇAYKUR özellikle kamu bankaları tarafından desteklenmelidir. Bölgedeki çay bahçelerinin konumu iklim özelliği nedeniyle organik tarıma geçme kolaylığı tanımaktadır. Giderek büyüyen çay pazarında organik ürünlere olan talebin artması, bölgenin organik tarıma geçme kolaylığı ve tarım politikası kapsamında teşvik fırsatlarından yararlanılarak organik çay tarımının yaygınlaştırılması amacıyla yapılan çalışmaların sürdürülmesi ve bu fırsattan iyi yararlanılması ayrıca önem arz etmektedir.

Çay konusundaki bir önemli konu ve sıkça tartışılan bir mesele de ithal çay meselesidir. Gerek ÇAYKUR gerekse özel işletmelerin elindeki stoku eritebilmeleri için ithal çaya ek vergiler konulmalıdır. Türk çayının, başta Hindistan olmak üzere Sri Lanka ve Endonezya’nın boyalı çayına kurban edilmesinin önüne geçilmelidir.
Çayla ilgili önemli olarak gördüğümüz bir diğer konu da çay kanunun çıkarılması zorunluluğudur. Çay sektörünün tümünü kavrayacak, çay üreticilerinin mağduriyetini gidermek, çay tarım alanlarının tespiti ile çay piyasasının düzenlenmesi ve denetlenmesi, yaş çay bitkisi üreticileri ve çay imalatçılarının haklarını korumak ve yükümlülüklerini belirlemek amacıyla hazırlanan çay kanunu taslağının yasalaşması artık kaçınılmazdır.

DEVLET HAVA MEYDANLARI İŞLETMESİ
1933 yılından itibaren sektörün temel altyapısını oluşturan ve değişik isim ve statülerde faaliyet gösteren, en son 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye tabi olarak faaliyetlerini KİK olarak yürüten bir kuruluştur. Sermayesi hazineye ait olan bu kuruluş aynı zamanda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının ilgili kuruluşu statüsündedir. Kuruluşun üstlenmiş olduğu iki ana görev vardır; bunlardan birincisi, Türkiye geneline yayılmış olan havalimanlarının işletilmesi, bir diğeri de Türk hava sahasının yönetilmesidir. Türkiye genelinde aktif olarak işletilen toplam 56 havalimanının 49’u bilfiil Devlet Hava Meydanları tarafından işletilmektedir. Geriye kalan havalimanlarından Sabiha Gökçen Havalimanı’nı Savunma Sanayii Başkanlığı, Eskişehir Hasan Polatkan Havalimanı’nı Eskişehir Teknik Üniversitesi, Aydın Çıldır Havalimanı ise Türk Hava Yolları tarafından yönetilmektedir. Yine, İstanbul Zafer, Zonguldak Çaycuma ve Gazipaşa-Alanya ise özel sektör tarafından işletilmektedir.
Yaklaşık 1 milyon kilometrekare olan Türk hava sahasında uçuş yapan ve havalimanlarına iniş-kalkış yapan uçaklar ile ülkemiz üzerinden transit geçiş yapan tüm hava araçlarına hava seyrüsefer hizmetleri de yine bu kuruluş tarafından verilmektedir. Yıllık 317 milyon yolcunun kullandığı hava meydanlarında 49.755 kişinin direkt ve dolaylı yoldan istihdam edilmesini sağlayan Devlet Hava Meydanlarında kadrolu personel sayısı 10.686 kişidir.

Milyon dolarlık projeleri ihaleye çıkartan ve bu projelerin nihayete ermesi için denetleme faaliyetlerinde bulunan bir kurumun sürekli göz önünde olması kaçınılmazdır. Yapılan işlerin hacmi göz önüne alındığında tartışma yaratması doğaldır ancak bizce burada önemli olan iki husus vardır; biri, yapılan ihalelerin şeffaflığı, ikincisi ise ülkemize sağlayacağı katkıdır.
Bugün özellikle burada çokça tartışılacağını düşündüğüm iki proje üzerinden görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Birincisi, İstanbul Havalimanı’yla ilgili yapılan tartışmalar, diğeri ise bölgesel havalimanı olarak planlanan ve yapımı tamamlanıp işletmeye alınan Zafer Havalimanı’dır. İstanbul Havalimanı’yla ilgili Sayın Genel Başkanımızın şu ifadeleriyle konuya bakış açımızı belirtmek istiyorum: “Türkiye gelişen, büyüyen, bir ayağı batıda bir ayağı doğuda olan bir ülkedir.” Böyle bir ülkenin böylesine büyük bir havalimanına ihtiyacı vardır. Bize bu hizmeti sunanları tebrik ediyorum.
Sayın Genel Başkanımızın da belirttiği üzere Türkiye doğu ile batının kesişim noktasıdır. Bu coğrafi konumumuz her alanda olduğu gibi ulaştırma alanında da birtakım fırsatları beraberinde getirmektedir. Ülkemize düşense bu fırsatları iyi görüp ülke menfaatlerine projeler üretmektir. İşte tam bu noktada İstanbul Havalimanı Projesi de Türkiye’yi hava ulaşımında gerek yolcu ve gerekse yük taşımacılığında öncü ve belirleyici bir aktör konumuna taşıyacaktır. Komisyon toplantılarında projeyle ilgili yapılan eleştirilere baktığımızda, projeyi eleştirenlerin de bu projenin ülkeye sağlayacağı katkıyı önemsediğini görmekteyiz. Yapılan eleştirilerin daha çok ihale aşamasında ve yapım sırasında yaşanan gelişmelerle ilgili olduğu ortadadır. Yoksa herkes bu projenin gerekliliğine ve İstanbul Havalimanının ülkemizi dünyada yeni bir bağlantı noktası hâline getireceğine inanmaktadır.
İstanbul Havalimanıyla ilgili getirilen temel eleştirinin, ihale aşamasını takiben sözleşme imzalandıktan sonra yapılan proje değişiklikleridir. Bu değişikliklerin ek maliyet artışına neden olduğu savunulmaktadır ve bu doğru bir eleştiridir. Zaten Devlet Hava Meydanları da bunu kabul etmektedir. “Kesin projelerin uygulama projelerine dönüştürülmesi aşamasında yapılan değişiklikler zaman zaman iş artışlarına sebep olmakta, bu durum da maliyet artışlarını beraberinde getirmektedir.” Bu ifade Devlet Hava Meydanları İşletmesine aittir. Bunu neden önemsiyorum? Yapılan yanlışı örten bir yönetim yok, bilakis bunun sıkıntı olduğu kurum tarafından da ifade ediliyor. Bu problemin ortadan kalkması için de söz konusu kanun hükmünde kararnamenin ilgili maddesinde değişiklik yapılabilmesi durumunda kesin ve uygulama projelerinin yapılması, yaptırılması ve onaylanması gerçekleşmiş olacak ve böylece istenmeyen proje değişikliği ve maliyet artışlarının önüne geçilmiş olacaktır.Devlet Hava Meydanları İşletmesiyle ilgili bir diğer tartışma konusu da Zafer Havalimanıdır. Planlanması yapılırken bölgesel bir havalimanı olarak düşünülmüş ve Kütahya, Afyon ve Uşak illerine hizmet vermesi planlanmıştır. Bu 3 ilimizin gerek yurt dışında yaşayan nüfusu ve gerekse turizm potansiyeli dikkate alınarak planlanan proje hazırlık aşamasında yetkililer tarafından fizibil bulunmuştur. Ancak proje bitip havalimanı vatandaşların hizmetine açıldığında havalimanının istenilen kapasitede doluluk oranlarını yakalamadığı görülmüştür.
Yap-işlet-devlet modeliyle ihalesi yapılan Kütahya Zafer Havalimanı’nda verilen yolcu ve gelir garantisinin gerçekleşmesi yüzde 5 dolaylarında kalmıştır. İç hatlarda 570 bin garanti edilen yolcuya karşılık 28.439, dış hatlar için garanti edilen 398.843 yolcuya karşılık 13.437 yolcu olarak gerçekleşmiştir. Bu da Sayıştay raporlarına göre ek bir maliyet doğurmuştur.
Zafer Havalimanı’nın içinde bulunduğu bu durumdan nasıl çıkacağıyla ilgili sizlerle fikirlerimizi paylaşmak istiyorum. Zafer Havalimanı’nda yaşanan bu sıkıntıların çözümü için uçak ve yolcu trafiğinin artırılmasına yönelik projeler geliştirilmeye başlanmış, işletmeci şirket ile Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğü yetkililerinden oluşan bir komisyon kurulmuş, komisyon çalışmaları kapsamında bölge turizmiyle ilgili alakalı acentelerle görüşmeler başlamıştır. Tüm bu çalışmaları bizler de destekliyor ve havalimanının gerçek potansiyeline ulaşması için yurt dışı ve yurt içi yeni güzergâhlar eklenmesinin de faydalı olacağını düşünüyoruz.
Değerli milletvekilleri, bu kurumlar milletimizin birikimleriyle kurulmuş ve bugünlere gelmiştir. Yönetim farklılığından kaynaklanan değişimleri bizler KİT Komisyon toplantılarında çok rahat bir şekilde gözlemleyebiliyoruz. Kurumlar, başındaki yöneticilerle bambaşka yolculuklara çıkabileceği gibi, büyük sıkıntılar içine de sokulabiliyorlar. O yüzden sermayesi devletimizin yani milletimizin olan bu güzide kurumların başındaki yöneticilerin belirlenmesi aşamasında liyakatten hiç taviz verilmemesi gerekmektedir.
Bu arada, geliştirdiği yeni yönetim şekliyle genel müdürlüğünü üstlendiği kurumuna farklı bir vizyon kazandıran BOTAŞ Genel Müdürü Sayın Burhan Özcan ve tüm yönetimine teşekkür ederim. Özellikle Aksaray ilimizde Tuz Gölü Doğal Gaz Depolama Alanı’nda sergilemiş oldukları çevreci yaklaşım sayesinde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan flamingo popülasyonunda artış sağlanmış ve üst üste uluslararası çevre ödülüne layık görülmüştür.

Sözlerime son verirken bir Komisyon toplantısında -tarih 12 Aralık 2018, önemli olduğu için burada sizlerle paylaşmak istiyorum- Devlet Hava Meydanları İşletmesinin tartışıldığı bir toplantıda Hatay Milletvekili olarak Hatay Havalimanı’nın isminin “Hatay Tayfur Sökmen Havalimanı” olmasını teklif etmiştim. Bu teklifim üzerine sağ olsun, Komisyonda bulunan tüm partili arkadaşlar bu teklifimize “Evet.” cevabı verdiler. Bunun üzerine Sayın Komisyon Başkanımız bu teklifi bireysel bir tekliften çıkarıp bir Komisyon teklifi hâline getirmeyi bizlere önerdi ve o gün Komisyonda olan bütün milletvekillerinin imzasıyla bir tutanak hazırlandı, bu tutanak da burada şu an elimde. Bu tutanak benim için son derece önemli çünkü Komisyonda herhâlde çok fazla uygulanmayan bir yöntemdi ama böyle bir şeyin de bana denk gelmesi ayrıca büyük bir onur. Biz o gün, Hatay ilimize hizmet vermekte olan havalimanının “Tayfur Sökmen Havaalanı” olarak değiştirilmesi hususunda Komisyonumuzun tavsiye kararını Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğüne iletilmesini arz ve teklif etmiştik. Tabii, bu bizim Komisyonun Bakanlığın yerine geçip bu havalimanının ismini değiştirme yetkisi yok, sadece biz böyle bir teklif sunarız ancak bu teklif önemli bir teklifti çünkü Komisyondaki tüm milletvekillerinin ortaklaşa imza altına aldığı ve Sayın Başkanımızın da ilk imzayı attığı bir teklifti. Biz bu teklifi Ulaştırma Bakanlığına Komisyon olarak ilettik.

Gönlümüz şunu arzu ediyordu ki bu çok kıymetli bir Komisyon, tabii, devletin önemli KİT’lerini denetleyen bir Komisyon fikir birliğiyle bir havalimanının isminin değişmesi noktasında bir karar vermiş, dolayısıyla Bakanlığımızın da bu talebi özel bir talep olarak değerlendirip Hatay Cumhuriyeti’nin ilk ve son Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’in isminin…

Hatay havalimanına eklenmesi teklifimize Bakanlıktan bir cevap verilmesini de ayrıyeten bekliyorum.

Sayın KAŞIKÇI, 12 Aralık 2018 tarihinde komisyonda vermiş olduğu ” Hatay Havalimanı’nın adının Tayfur Sökmen Havalimanı olarak değiştirilmesi” yönündeki önergeyi hatırlatarak bakanlığın değerlendirmesini beklediklerini ifade etti. AK Parti ve CHP sıralarından kararlılığın devam ettiği yönünde sözler duyuldu ve alkışlarla destek verildi.

Kategori:
Etiketler:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>